27 Kasım 2013 Çarşamba

Tanık Takıntıları (Bölüm 2)

Hybra Art
 Şimdi bir Martini olsaydı keşke. Dilim damağım kurudu yahu. İki adet buz ile birlikte, şu küçük Hawai tarzı şemsiyelerden de olsaydı. Belki bir de denize sıfır bir şezlong. Dalgaların arasından sıyrılıp gelen bir hatun. Saçlarından yuvarlanıp vücudundan ayrılan damla olmak ne kötü. Daha da kötüsü üzerine hiç takınmadığı tuzlar. Ah kızlar yapmayın lütfen. Belki bir ara sizinle çay içmek için gelirim Paris'e. Venedik'te akşam üzeri kahvaltı yapmaya ne derim ki acaba ?

 Beyaz ışık ile gözlerimin birlikteliği uzun sürmüştü. Başka yöne çevirmeye çalıştığımda beynim, olduğun yerde kal der gibi kafatasıma çarpıyordu. Ağır ağır, zor da olsa çevirmiştim başımı. Güneş ışığının bir yerlerden sızıp da yüzüme gelmesi, bazı şeylere olanak sağlayabilirdi belki. Eğer şu an bu yatakta cansız yatıyor olsaydım. Belki daha da kutsanırdı besin ve minerallerine ayrışacak olan cesedim. Şimdi vakti değildi yerli yersiz gülümsemelerin. Çırpınışlarım bir anlamlara geliyor muydu acaba başkalarına ? Yoksa yalnızca, can veren bir canlının hayata son tutunma çabalarımıydı bu el kol hareketleri. Ya tutunabilseydi. Biri elini uzatabilseydi, çekip ayağa kaldırabilirmiydi ki onu ?

 Natalie'nin huzur verici ses tonu kulaklarıma değindi. Belli ki çalışanını önemsiyordu. Yalnızca iyi çalışanları. Odanın hastaneye bakan camlarından koridoru gözlemliyordum. Natalie doktor ile konuşuyor ve benim de bir türlü anlayamadığım latince tonla cümle işitiyordu. Kesinlikle bu olanlar arasında sıkışacağımı biliyordum. Kapının açılması ile birlikte içeri bir grup insan doluştu. İş arkadaşları. Normal hayatında çok fazla yer etmediğini düşündüğün fakat karından çok onları gördüğün insan suretleri. Yalnızca iş arkadaşı olarak kalabildiklerin tamam ama bir de özel hayatına da sızanlar olabiliyor. İş yerinde hiç kimse kendi değildir. Koca maskeleri yalnızca maskeyi çıkarıp bakanlar görebilir. Hiç samimi bulamadığım o güzelim iş arkadaşları. Ofise sürekli hamur işi ev yemekleri getiren Lucy, iğrenç esprileri ile bizi zaten sefil olan hayatlarımızdan bir kat daha soğutan Martin. Onların burada olması beni hiç de mutlu etmemişti aslında. Ama insanın kötü zamanlarında yanında olan birilerini görmek güzel olabiliyor. Tabi bunlar beni mutlak yalnızlığımdan asla alıkoymaz. O benim en sadık dostum. Sahi.. Ölüm neden gelmedi? Merak ettim bak şimdi..

 Başına bir şey mi geldi ki ?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder