25 Şubat 2014 Salı

Sistine Şapeli'nden Mektup

"Sakın gelme bir daha." dedi giderken. Hoş , o mu gidiyordu ben mi kalıyordum pek anlayamadım ama yine de üzülüyordum işte. Bulamadım bir türlü şu mutluluğu. Koduğumun birası da ne çabuk bitiyor böyle. Tadını bir türlü sevemedim de yine de terk edemedim. Tadına aşık olduğumun kadını da ne çabuk gidiyor öyle. Sakındığım ne varsa bir bir başlarına bir şey geliyordu. Ardıma bile bakmadan koşarken bile bağcıklarımı kontrol edemiyordum. Taşın tadını bir kez aldığınızda, bir daha yerden kalkamazsınız. Sakın yabancı ilahilere kanıp Katolik olmaya çalışmayınız. İnsan yalnızca yalnızken Tanrı'ya yakın olabilir. Sanki bir boşlukta süzülürcesine haykırabilirim. Kim bilir bir kuşluk vaktinde ava çıkabilirim. Kimseye güven olmaz. Aslında kimsede güven olmaz ki. Bulabilen insanlar da beyin göçü ile İsviçre ve ya Karayip'lere gidiyor zaten. Kimseyi tutamıyorsun kendi içinde. Kimse kendisinde kalmıyor. Alıp başını gidiyor öte yerlere. Bir başına bile kalamıyorsun ki şu siktiğimin dünyasında.

 En çok da yalnızlığımı özledim zaten. Hani şu kendimle baş başa yediğim yemekler. Sakince kitabıma devam edip, kahvemi yudumladığım. Hepsi bir yalandan ibaret olan küçük yalanlarıma baş kaldırdığım. Sigara içmeyi seviyorum be. Sanki dumanında buluyorum kendimi. Kaybettiğim çocuklarımla birlikte mahalle maçı yapıyorum. Galaksiler arası geçişlerde cüzdanımı unutuyorum ama olsun. Ben hiç pişman olmuyorum yaptıklarımdan. Sanki.. Nasıl desem.. Nasıl anlatsam ki bu derdi, tasayı. Anlatılmaz yaşanır diye bir laf vardır ya. Aman yaşamayın siz bu zamanları. 

 Zaman kavramı desen kalmamış. Terk etmiş o da bizi. Sanki yapılan hiçbir şey kendiliğinden olmamış. Ben hiç yağmurlu havada oturup sıcak çikolatamı ya da kahvemi yudumlamadım. Çıktım dışarı ve yağmur beni yudumladı. Ardından zaten hasta olan ruhumun üzerine bir de bedenim hastalandı. Çok gerekiyormuş gibi. Yapılacak çok bir şey kalmamış anlayacağım. Ölmek desen bize çok uzak. Yaşamak desen yalnızca daha çok yorulduğun saçma bir durak. Ne diyebilirim ki artık bu sözlerin üzerine. Yazacak da bir şeyim kalmadı aslında. Maksat vakit geçirmek. Aslında tek istediğim güzel bir yağmur ormanı arasında bir korulukta yaşamak. Her şeyden uzak, kendimden daha uzak, oturup yazmak, okumak. Sakin bir hayat diyebilir misiniz ? Tabi ki de hayır! Gürültülü bir metro istasyonunun yerini ne tutabilir. Tutup hayallerinizin meleğinden siktir yemek varken, neden yağmur ormanlarındaki yabani kuşların cıvıltısını dinleyeyim ki. İlham Perinizin, fikir şeytanı olduğu zamanlardan bahsediyorum hem de. Herhangi bir yüzyılda yazdıklarınızdan değil de, son seferinizde hatıratınıza işledikleriniz hani. Hah işte onlar. Hepsini silin. Boş verin. Takılmayın böyle şeylere. Takacak o kadar düşünce var ki.

Gözünüzü seveyim saçmalayın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder